beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...



Karamsar tablo! 'Bölgede 20-30 yıl daha çok kan dökülecek'

"Parçalanmış Bir Dünyada Barış ve Güvenliği Yeniden Düşünmek" temasıyla TRT World Forum kapsamında düzenlenen "Düzen ve Kaos Arasında Bir Dünya: Birinci  Cihan Harbinden 100 Yıl Sonra" oturumunda konuşan ABD'li Askeri Jeostratejist ve Wikistrat Baş Analisti Thomas PM  Barnett, Ortadoğu'da birkaç yıl daha çok şiddet olacağını öngörerek "Bölgede birkaç 10 yıl daha çok şiddet olacak. Avrupa, inanılmaz bir  şiddet geçirdi sakinleşene kadar. ABD öyle, Rusya'nın kendi deneyimleri oldu. Herhangi bir siyasi çözüm görmüyorum ufukta. Önümüzdeki 20-30 yıl daha çok kan  dökülecek" dedi.

facebook-paylas
Tarih: 04-10-2018 10:34

Karamsar tablo! 'Bölgede 20-30 yıl daha çok kan dökülecek'

ABD'li Askeri Jeostratejist ve Wikistrat Baş Analisti Thomas PM Barnett, "Parçalanmış Bir Dünyada Barış ve Güvenliği Yeniden Düşünmek" temasıyla TRT World Forum kapsamında düzenlenen "Düzen ve Kaos Arasında Bir Dünya: Birinci Cihan Harbinden 100 Yıl Sonra" oturumunda çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Eski ABD Başkanı Danışmanı Crane: Osmanlı'nın bilgeliğine dönmemiz lazım



Ortadoğu'da birkaç yıl daha çok şiddet olacağını öngören Barmett, şunları kaydetti:

"Bölgede birkaç 10 yıl daha çok şiddet olacak. Avrupa, inanılmaz bir  şiddet geçirdi sakinleşene kadar. ABD öyle, Rusya'nın kendi deneyimleri oldu. Herhangi bir siyasi çözüm görmüyorum ufukta. Önümüzdeki 20-30 yıl daha çok kan  dökülecek. Bölgedeki ülkeler artık bundan yoruldular. Diğerlerinin ne kadar  gerisinde kaldıklarını gördükleri zaman, o zaman bölgesel entegrasyon planlarını  yapabilirler."

Barnett, ABD'nin 19. yüzyılın ikinci yarısındaki deneyimine dayanarak  devletler arasındaki entegrasyonu 2. Dünya Savaşı'ndan sonra tüm dünyada  uygulayabileceğini, bu entegrasyon modelinin 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra  ortaya çıktığını anlattı.

Bu entegrasyona ilk başlarda "liberal uluslararası ticaret düzeni"  dediklerini ama artık "Globalizasyon" dediklerini ifade eden Barnett, sözlerini  şöyle sürdürdü:

"Bu model henüz dünyanın bütün ülkelerine girmedi. Mesela yüzde 90  şiddet gördüğünü, terörist kuvvetlerin olduğu yerler, açlıkların, politik  istikrarsızlığın olduğu, 2-3 yılda bir liderlerin çıktığı ülkeler. Yani iş henüz  bitmedi, o modeli tam olarak tüm dünyada yaymak açısından ve her yerde gördüğümüz  istikrarı yaratmak açısından. Bu düzensiz bir dünyada yaşıyoruz, çok parçalanmış  bir dünyada, belirsiz bir dünyada, karmaşık, sonu gelmeyen şiddet... Bu saçmalık  aslında, böyle düşünmek bunu. İstatistiklere bakarsanız hiç görülmemiş bir refah  yaşıyoruz. Daha az savaş var. Daha kısa sürüyor bu savaşlar. Kişi başına fatalite  insan tarihinde görülmemiş kadar düşük, yani öyle bir dünyada yaşıyoruz ki hiç  olmadığı kadar stabil bu dünya. Şimdi önümüzdeki zorluklar bu düşündüğümüz  çatışmalarla alakalı değil. Bu global orta sınıfın ortaya çıkması ve tüketim  açlığından kaynaklanıyor."

Barnett, Trump doktrini ile ilgili şöyle konuştu: 

"ABD her zaman global bir düzen kurmaya çalışmıştır ve kolektif olarak  bu kendi kendini yönetsin istemiştir. Globalizasyonun kurulları vardır ama  hükümdarı yoktur. Amerika biraz sınırı aştı, 11 Eylül terör saldırısında, birkaç  kere çok dramatik tedbirler aldı aynı anda. Askeriyeye aldı ki devletleri yok  etmeye çalışmak işte organize olmuştu bu halbuki onu aldı global oyunculara karşı  kullandı. Çok pahalı oldu, çok kan döküldü, kontrol edilmesi zor oldu. Obama  hükümeti geldiğinde o çatışmaya bütün askerleri gönderip 'bu oyuncularla mücadele  edin' demek yerine, küçüldük gücümüzü şimdi dünyada özel kuvvetlerle savaşıyoruz,  yani simetri getirdik çabalarımıza. Bu doğaldı, mantıklı geldi. Trump geldi  sonra, öyle bir noktada geldi ki Amerika globalizasyona bir tehdit olarak bakmaya  başlamıştı. Yardımcı olmuyordu, global zenginliğe. Hani ABD'nin şöyle demesi  biraz ilginç, 'Her ülkeyle ilişkimizi gözden geçireceğiz.' Ama şöyle bir arzu  var, bu Amerikan izolasyonizminin dibinde. Külfetlerini, yüklerini üzerinden  atmak istiyor, 'Artık dünya bir sistem olarak olgunlaştı. Artık biz dünyayı  yönetmeye çalışmayalım' diyor. Amerika'nın tarihinde orta sınıf tehdit altında  hissettiğinde kendini, kendi içine döner ABD. Politik sistemini içine döndürür,  korumacılık, etnik kimliği yenilemek gibi. İşte o dönemlerden birinden  geçiyoruz."

ABD'nin dünya ile ilişkisini gözden geçirmesinin yeni olmadığını, bu  talebin uzun süredir oluştuğunu ifade eden Barnett, sözlerini şöyle tamamladı:

"Dünya ile ilişkimizi bir şekilde dengelememiz lazım. Dünyanın diğer  güçleri de dünyayı yönetebilir. Çok fazla heyecanlanmamak lazım bu tarz rekabet  yüzünden, Rusya, Çin, ABD ve diğer büyük güçler arasında, 'sistemin kuralları ne  olacak' diye karar verme. Trump'un taktikleri kötü oluyor, hedefleri doğru olsa  bile sanıyorum çok daha iyi yapılabilir bazı şeyler. Herhalde birkaç seçim  değişikliğinden sonra, 3 hafta içinde bir seçim daha olacak ABD'de 2020'de de  sanıyorum bir seçim olacak. Amerika'nın dünyaya yaklaşımı konusunda çok kalıcı  bir fark yaratmayacaktır Trump."

"ÇATIŞMA İÇİNDE OLAN GÜÇLER BİR ARAYA GELDİ"

 SOAS Üniversitesi Siyaset Bilimi Uzmanı Prof. Dr.  William Hale, "İnanılmaz bir hayal gücüne dayanan ve iddialı bir plan  geliştirdiler, daha önceki Osmanlı toprakları için. Bu toprakların Osmanlı  İmparatorluğunun eski toprakları olmasını umuyorlardı. Bir dizi farklı çatışma içinde olan güç bir araya geldi." dedi. 

Hale, Anadolu Ajansı'nın () global iletişim ortağı olduğu,  "Parçalanmış Bir Dünyada Barış ve Güvenliği Yeniden Düşünmek" temasıyla Swiss  Hotel The Bosphorus'ta düzenlenen TRT World Forum kapsamında düzenlenen TRT World  sunucusu Gihida Fakhry'nin yönettiği, "Düzen ve Kaos Arasında Bir Dünya: Birinci  Cihan Harbinden 100 Yıl Sonra" oturumunda, 1916 yılında İngiltere ve Fransa  arasında imzalanan Sykes-Picot Anlaşmasının, pazarlıklardan sadece biri olduğunu  vurguladı.

Birinci Dünya Savaşı döneminde anlaşmalar yapıldığında kimsenin savaşı  kazanıp kazanmayacağını bilmediğini, ne olacağını tahmin edemediğini aktaran  Hale, şöyle konuştu:

"İnanılmaz bir hayal gücüne dayanan ve iddialı bir plan geliştirdiler,  daha önceki Osmanlı toprakları için. Bu toprakların Osmanlı İmparatorluğunun eski  toprakları olmasını umuyorlardı. Bir dizi farklı çatışma içinde olan güç bir  araya geldi. Bir askeri güç vardı Arap ülkelerinde o dönemde İngilizlerin etkisi  vardı, hakim olan, egemen olan, askeri gücü olan ama buna ilaveten bir de Fransız  gücü vardı. Fransızlar da daha askeri birliklere sahipti o ülkelerde. Bir yandan  da Fransa'nın Almanya'ya karşı savaştığı, bu yüzden de bir ödülü hak ettiği  düşünülüyordu. Bir yandan da Sykes-Picot Anlaşması vardı. 1917 yılı Ekim  Devrimi'ne kadar Rusya da Ortadoğu'da bir güçtü ama 1917'den sonra Rusya tablodan  çıktı. Siyonistler de çok önemli bir faktördü."

Hale, Ortadoğu'da bu farklı güçlerin korkunç bir şekilde bölünmüş,  parçalanmış bir Ortadoğu oluşturduklarını ifade ederek, halen bölgede çatışma  tiyatrolarının olduğunu söyledi.

İsrail-Filistinli halk arasındaki 1948 yılından beri devam eden ilk  çatışmanın halen devam ettiğini ve ABD'nin bu çatışmada çok önemli bir rol  oynadığını vurgulayan Hale, "İkinci çatışma Suriye'deki mevcut çatışma. Burada  dominant güç artık Rusya. Suriye'de görmüş olduğumuz şey inanılmaz bir azalma ABD  gücü konusunda, bölgede 2012'den beri. Hem Obama hükümetinin hem Trump  hükümetinin bu çatışmada önemli bir rolü olmuştur. Üçüncü çatışma tiyatrosu  körfez bölgesi. Bu da İran ve Suudi Arabistan arasındaki çatışma. Hem Rusya hem  de ABD itici güçler olarak burada karşımıza çıkıyor." diye konuştu.

"SURİYE'DE İNSAN HAKLARINI KORUYAN TÜRKİYE OLMUŞTUR"

İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu  Başkanı Süleyman Arslan, insan hakları ihlalleri konusunda Türkiye'ye yönelik  eleştirilere ilişkin, "Bu eleştiriler haksız eleştirilerdir. Örneğin Suriye  krizinde takınılan tavra bakalım. Burada insan haklarını koruyan Türkiye  olmuştur. Savaştan kaçan mağdurları ülkesine almayan ülkeler için, insan  haklarını koruyor denemez." dedi. 

Arslan, Anadolu Ajansı'nın () Global İletişim Ortağı olduğu,  "Parçalanmış Bir Dünyada Barış ve Güvenliği Yeniden Düşünmek" temasıyla Swiss  Hotel The Bosphorus'ta düzenlenen TRT World Forum'da muhabirine yaptığı  açıklamada, dünyanın insan hakları konusunda sınıfta kaldığını ve bir kriz  yaşandığını dile getirdi.

TRT World Forum'da, 1918'den 2018'e 100 yıllık sürecin de gözden  geçirildiğini, bölgelerdeki gelişmelerin incelendiğini belirten Arslan, AB,  güneyden gelen dalga, insan haklarında yaşanan krizler, ülkelerin rolleri,  ABD'nin icraatları, Türkiye'nin çıkışlarının bu forumda mercek altına alındığını  ifade etti.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı'nın yerine diğer devletlerin  daha etkin olarak geçmesi ve daha sonra BM döneminde dünyada yeni bir düzenin  kurulmak istendiğini, barış, insan hakları, özgürlüklerin yükselen değerler  olacağı bir dünya vizyonu ile hareket edildiğini dile getiren Arslan, gelinen  noktada kimsenin memnun olmadığı bir dünya ile karşı karşıya olunduğunu  vurguladı.

"Temel sorun bence biz ahlakı kaybettik"

Bu dünya düzeninin tekrar, en azından BM çatısı altında yeniden gözden  geçirilmesi ve yeni aktörlerin, en çok da insan hakları ihlallerinin bulunduğu  İslam dünyasının temsilcileriyle kuvvetlendirilmesi gerektiğini aktaran Arslan,  sözlerine şöyle devam etti:

"Bu noktada dünya nerede buna bakmamız lazım. Temel sorun bence biz  ahlakı kaybettik. Hem devletlerin hem de insanların kendini tekrar gözden  geçirmesi lazım. Bugün idealler, değerler söylem düzeyinde kalıyor, icraata  geçmiyor. Bir samimiyet sorunu ve tutarsızlık var. Menfaatler, güç arayışları,  üstünlük çabaları öne geçiyor, hırslar, kontrol edilemeyen egolar dünyayı perişan  ediyor.

Liderlerin çıkışları çok büyük sorumluluk gerektiriyor. ABD'nin  liderlik rolü dünyayı çok etkiliyor. Ama politik üstünlüklerin sürdürülebilir  olması, içinde barındırdığı insani değerlerin de sürdürülebilir olmasına  bağlıdır. Siz bunlardan taviz verdiğiniz zaman politik üstünlüğünüz de kaybolmaya  başlar."

"İnsan hakları konusunda eğitim noksanlığı var"

Arslan, ihlalin kaynağının güç sahibi devletler tarafından  korunduğunu, burada nüfus üstünlüğü sağlanmaya çalışıldığını belirtti.

İnsan hakları konusunda eğitim noksanlığı olduğunu ifade eden Arslan,  "Çifte standartların fazlaca olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunun aşılması  gerekiyor." dedi.

İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'nun, kurumsallaşma çalışmalarının  devam ettiğini dile getiren Arslan, "İnsan haklarının korunması ve  geliştirilmesiyle ilgili her alanda çalışmak durumundayız. Aynı zamanda  vatandaşlarımıza yönelik ayrımcılığın önlenmesiyle mücadele etmek durumundayız.  İşkence ve kötü muamele olmaması için önleyici çalışmalarımız da söz konusu."  diye konuştu.

Arslan, ilerleyen dönemde gerek Türkiye gerekse diğer ülkelerdeki  vatandaşlar ve insanlara karşı yapılan insan hakları ihlalleri ve ayrımcılıkların  izlenmesi yönünde çalışmaları olacağını belirtti.

"Bu eleştiriler haksız eleştirilerdir"

İnsan hakları ihlalleri konusunda Türkiye'ye yönelik eleştirilere  ilişkin değerlendirmede bulunan Arslan, şunları kaydetti:

"Bu eleştiriler haksız eleştirilerdir. Dünya eleştiri yapmakta  haklıdır ama tek taraflı eleştiri yapmakta haksızdır. Kendisini de eleştirmesi  gerekir. Örneğin Suriye krizinde takınılan tavra bakalım. Burada insan haklarını  koruyan Türkiye olmuştur. Savaştan kaçan mağdurları ülkesine almayan ülkeler  için, insan haklarını koruyor denemez. Maddi desteği bile esirgeyen devletler,  insan haklarını koruyor denemez. İnsanlar denizlere dökülürken, yaşam hakkı  ayaklar altına alınırken, savaşlarda canlar verilirken, insan haklarını  koruduğunu söyleyemez hiçbir devlet ve bundan dolayı da Türkiye'ye hesap soramaz,  öyle bir baskı uygulayamaz."

Burada büyük fotoğrafa bakılması gerektiğini ifade eden Arslan, şu  değerlendirmede bulundu:

"Türkiye, Avrupa, Amerika, Rusya ne yapıyor? Kendi vatandaşlarına ne  yapıyor? Samimi mi? Herkese aynı şekilde mi davranıyor? Büyük fotoğrafın içinde  baktığımız zaman Türkiye'nin büyük bir gayret sarf ettiğini söyleyebiliriz.  Yapılan ayrımcılığı, yükselen ırkçılığı, İslamofobiyi, yabancı düşmanlığını  dikkate aldığımızda Avrupa'nın birçok sorunla karşı karşıya olduğunu germemiz  mümkün. Avrupa'da kaybolan Suriyeli çocuklar, başlı başına bir olaydır. Ne biz  Avrupa'nın bizi eleştirmesiyle bir yere varabiliriz ne de biz Avrupa'yı  eleştirerek bir yere varabiliriz. Eğer gerçekten medeni bir dünya kurmak  istiyorsak, birlikte art niyetleri ve çifte standartları bir tarafa bırakarak,  samimi bir şekilde nasıl sürdürülebilir insani değerleri yükseltebilir  politikalar geliştirebiliriz, buna bakmamız lazım."

 




Kaynak: www.milliyet.com

Bu haber 278 defa okunmuştur.


Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER SİYASET Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Takım O G M B A Y P AV
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
resmi ilanlar
GAZETEMİZ

Terörsüz Türkiye Hedefi Doğrultusu Yürütülen Süreci Doğru Buluyor musunuz?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI