Turan'ın Kilit Taşı: İran, Güney Azerbaycan ve Bin Yıllık Türk Mirası
Tarihin büyük nehirleri yatağını bulduğunda, onu hiçbir güç durduramaz. Bundan bin yıl önce Ceyhun'u geçen Oğuz boyları, sadece Anadolu'yu değil, aynı zamanda bugünkü İran coğrafyasını da kendilerine vatan kılmıştı. Bu iki coğrafya, aynı Selçuklu kartalının iki kanadı gibiydi; biri olmadan diğeri eksik kalırdı.
Bugün, bin yıllık bir aradan sonra, o kartal yeniden kanatlanmaya hazırlanıyor ve bu kutlu uyanışın kalbi, tam da İran platosunda atmaktadır.
Yıllardır bize öğretilen "Türkiye'nin komşuları" anlatısı, tarihi bir yanılgıyı ve stratejik bir körlüğü barındırır. İran, bizim için sadece bir komşu değil, medeniyetimizin, devlet geleneğimizin ve nüfusumuzun diğer yarısının bulunduğu bir ata yurdudur.
Tebriz, Urmiye, Erdebil, Zencan, Hemedan gibi şehirleri merkez alan Güney Azerbaycan, Türkiye'den başlayıp Hazar'ın güneyine uzanan kesintisiz bir Türk coğrafyasının en hayati parçasıdır. Bu bölge, Kaşkaylar, Horasan Türkleri ve Türkmenlerle birlikte İran'ın demografik omurgasını ve kültürel mayasını oluşturur.
Unutulmamalıdır ki, İran'ı bin yıl boyunca bir imparatorluk olarak ayakta tutan ve yöneten de Gaznelilerden Selçuklulara, Safevilerden Kaçarlara kadar hep Türk hanedanları olmuştur.
Anadolu'dan Türkistan'a: Stratejik Köprü Kuruluyor Peki, bu tarihi ve demografik gerçeklik günümüzün jeopolitik denkleminde ne anlama geliyor?
Cevap nettir: İran'daki Türk varlığı, Türkiye merkezli Türk birliği (Turan) ülküsünün sadece romantik bir hayal değil, ulaşılabilir bir stratejik hedef olduğunun en büyük kanıtıdır. Güney Azerbaycan ve diğer Türk bölgeleri, Anadolu ile Orta Asya'daki Türkistan coğrafyası arasındaki "kilit taşı" ve "bağlantı noktasıdır". Bu kilit açıldığında, Türk dünyasını birbirinden ayıran Fars ve Slav engelleri anlamını yitirecek,
Turan coğrafyasının atardamarı yeniden kanla dolacaktır. Bu nedenle, "Türkiye kuşatılıyor" söylemi, resmi tersten okumaktır. Asıl yaşanan, Türkiye'nin bu tarihi köprüyü yeniden kurarak kendisine yönelik her türlü kuşatmayı kırma iradesidir.
Haritaya bakanlar, Türkiye'nin gücünü Anadolu'ya hapsetmek isteyenlere karşı nasıl bir karşı hamle yaptığını, İran üzerinden Türkistan'a uzanarak denklemi nasıl temelden değiştirdiğini görecektir.
İran'da yaşanacak herhangi bir yeniden yapılanma, dikey ve etnik temelli bir kaosa değil, Türkiye ile bütünleşerek Türkistan'a açılacak yatay bir istikrar kuşağına evrilecektir.
Yeni Dönem: Birlikte Yaşama Değil, Birlikte Yükselme Vakti
Geçen yüzyıl, İran'daki Türk kimliğini baskılayan Fars milliyetçiliği politikalarıyla geçti. Ancak o dönem kapanmıştır. Artık ne Türkiye Türkleri ne de İran'daki soydaşlarımız bu kimliksizleştirmeyi kabul etmektedir.
Bin yıl önce başlayan tanışma ve birlikte yaşama süreci, yerini "birlikte yükselme" iradesine bırakmıştır.
Bu iradenin tek bir şartı vardır: Türk egemenliğine ve kimliğine saygı. Bu saygıyı gösterenlerle aynı yolda yürünür, göstermeyenler ise tarihin akışı içinde kendi kaderleriyle baş başa kalır.
Sonuç olarak, Türkiye'nin büyük ülküsü adım adım gerçeğe dönüşmektedir.
Bu ülkü, Ankara'da Selçuklu ruhu ile Osmanlı gücünü birleştirmek ve bu birleşik gücü,
Tebriz üzerinden Türkistan tahtıyla bütünleştirmektir.
İşte o gün, Büyük Türk Kağanlığı yeniden dirilecek ve Adriyatik'ten Çin Seddi'ne uzanan coğrafyada yeni bir barış ve güç dönemi başlayacaktır.
Özleğin (zamanın) çarkları hiç olmadığı kadar hızlı dönüyor. Türk milleti, uzun bir bocalama döneminden sonra, bir Umay Kuşu gibi kendi küllerinden yeniden doğuyor.
Bu kutlu doğumun merkezi, Anadolu ve İran'daki Türk yurtlarının birleşme noktasıdır.
Bu tarihi yürüyüşün önünde durmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.
Ne Mutlu Türküm Diyene!