Çanakkale’m inci vatanım.
Dökerim gözyaşımı, Gelibolu ağlar.
Boğazın köpüklü suları gönül kıyılarıma vurur, ikiyüzellibin can derim! Sesimin yankıları hıçkırık olur, mazlumlar ağlar.
Düşman kibir ve gösterişle kendinden emin demir zırhlılarıyla yola çıkar. Bab-ı Ali’de kullanılacak banknotlar bile hazırdır gemilere dizilir, sandıklar ağlar.
Azınlıklar yeni Romalıları karşılamak için heyecanlı, boğazda balkonlar kiralanır, kadim Osmanlı’nın cumbaları ağlar.
Her eve döner bir bir evlatlar şehit olarak bu kaçıncı yiğit ama yine de “git” kalacaksa minareler ezansız uğurlanır son yongalar, analar ağlar.
Körpe kızanlar koklanır, saçlarından tutamlar alınır ve sarılır Aziz hatırasına, mendiller ağlar.
Nice genç kızın muradı dizilir Çanakkale’nin patika yollarına, kaç nişanlı veda eder ebedi sevdalısına, kınalı eller ağlar.
“Çanakkale içinde vurdular beni,
Ölmeden mezara koydular beni” ağıtları yakılır, türküler ağlar.
Ve 1915’in zemheri kış günleri;
Ölüm makinaları görülür Gelibolu semalarında,
Korkunç zırhlılar döver Mehmetçiği hayasızcasına.
Yahya çavuş, Seyit onbaşı, Zaloğlu Rüstem güler bu tehdide,
Gömülür boğazın serinliği ’ne düşmanın aks-i sedası.
Tarihler gösterir tam 18 Mart’ı,
Bovesi, Oşini, Elizabeti boylar denizin dibini.
Zalim düşmanın karacıları görünür kıraç topraklarımızda: Ertuğrul’da, Conkbayırın’da
Kimi yamyam, kimi hindu, kimi zenci, kimi bilmem ne bela!
Durur karşısında Bedrin aslanları gibi 57.Alay,
Hakk’a pervaz ederler istisnasız, tabiat ağlar.
Hepsinin üstüne yıkılır Enkaz-ı Beşer,
Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum der Ulu Gazi,
Düşman kaçar
Ve:
“Çanakkale Geçilmez” der. Bu millet toprağı için dövünür, Çanakkale ağlar.
Çanakkale’m!
Anam, bacım, gardaşım
Toprağım, namusum,bayrağım.
Ebediyet yolculuğumda benim can yoldaşım,
Aziz hatırana kurbandır benim başım.
Ezan Dinmez, Bayrak inmez,
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!..